25 Kasım 2012 Pazar

Bana Düşen Kalmak

Boran diye bir önceliğim var benim. Öyle bir önceliktir ki, öğrenci halimle, iki gün için 80 liraya kıyıp Ankara'ya gidebilmemi bile sağlar. Zaten o iki gün ne bana yeter, ne de Boran'a. Karşılama esnasında küçük suratına sığmayan mutluluk belirtisi gülümsemesinin yerini, vedalaşma esnasında gözlerini dahi alıp götürebilecek şiddette gözyaşı seline bırakmasına dayanamam ne de olsa. O yüzdendir ki, yine giderim, yine giderim.

Çarşamba günü, asosyal sezonumun getirilerinden biri olan 'gelen aramaları zorunda kalmadıkça cevaplama ve kimseyi arama' kuralını bozdum ve aldım elime telefonu...bir heves teyzemi aradım ve Boran'ın sesiyle karşılaştım. "Senin aradığını görünce ben açtım telefonu Oz Abi" demesiyle beraber, konuya direkt dalış yaptım ve "GELEYİM Mİ LEN BEN ORAYA! OTOBÜSE ATLAYIM DA GELEYİM Mİ!!!" dedim. Boran'ın sesindeki mutluluk duyulmaya değerdi.

Daha sonra teyzemle konuştum. Kapılarının her zaman açık olduğunu ancak vizelerim bitmişken, iki günün bu kadar yol ve masrafa değmeyeceğini söyledi. Onun yerine, kendileri bir otobüse atlayıp gelebilirlerdi mesela! Hem daha uzun kalırlardı, hem de ben aynı zamanda ailemle birlikte olabilirdim. Bu dahiyane fikri anında benimsedim ve cuma günü yapacağım İstanbul yolculuğunu sabırsızlıkla bekler oldum.

Efendim, Boran burada. Güzelce eğleniyoruz ve seviyoruz birbirimizi. O beni güldürdükçe, ben de onu güldürüyorum. Saçma sapan oyunlarla vakit öldürüyoruz ve bundan fazlasıyla zevk alıyoruz. Yeri geliyor, sarılıyoruz. Sarılmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu, canlı canlı bir kez daha hatırlıyorum.

Sakarya'ya gidişimi pazartesiye erteledim. Düşündüm de, ne sismoloji, ne veri işlem, ne de elektromanyetik prospeksiyon Boran'dan önemli değil. İçime yerleşen ufak bir sıcaklık var ve ben onu bu kadar erken kaybetmek istemiyorum.

Bu çocuğun daha fazla büyümesine engel olmalıyım. Lütfen bir şeyler yapın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder