Bir ay için üç sunum oldukça fazla. Bu konuda bir anlaşalım önce.
Vizelerim bitince Ankara'ya koşabilirim. İstanbul bazen çok sıkıcı gürültülere sahip olabiliyor.
Elektromanyetik Prospeksiyon hocamız kırk soruluk vize ve on soruluk kısa sınavında boruyu koyup koymamak arasında kalmış. Bizi üzmemek için yarısını aynı sormuş, diğer yarısınıysa çalışanların hakkını vermek için farklı sormuş.
Yarın aynı hocanın Manyetik Prospeksiyon dersinden sınavım var. Sayfalar dolusu ezber yapmaktan nefret ediyorum ama zorundayım.
Bitirme teziyle ilgili hocayla görüşmeye gittiğim ilk gün keşke o espriyi yapmasaydım. Belki o zaman benimle daha bir ilgilenirdi.
Rumen bir tıp öğrencisiyle tanıştım. Tıp öğrencilerine dair sahip olduğum dehşet verici önyargılarımın ne kadar haklı olduğunun bir kanıtıydı adeta.
Önyargılarımı çok seviyorum. İnsanlardan katbekat daha çok.
Günlük kahve sayımı azalttım. İkiden fazla içmiyorum ve bu bana acı veriyor.
Moby'nin Porcelain şarkısını ilk kez, çok yıllar önce dinlemiştim. Uzun aralıklarla ama yoğun bir şekilde bünyeme nüfuz etmesi çok hoşuma gidiyor.
Kış, benim mevsimim. Kapüşon ve eldiven eşliğinde asosyal olmaktan haz alıyorum.
Finlandiya ya da Kanada'ya kaçmalı günün birinde. Oralar hep soğuk.
İki sade cümle yetebiliyor aslında, hayatımın akış özetlerini aktarmama. O zaman neden bu kadar fazla konuşuyorum, anlamıyorum.
Moby - Porcelain
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder