30 Kasım 2010 Salı

Kasım Ayında "Oz" Ne Öğrendi ?

Markete gittiğinizde ne alacağınızı unutmak çok tehlikeli bir durummuş...İnsan, kafasında dönen ihtimaller doğrultusunda hareket ediyor ve işi riske atmamak için bütün olası ihtiyaçları almaya yöneliyormuş. Tek bir şey almak için gittiği yerden, elinde iki poşetle dönebiliyormuş. En acısı da, poşetleri boşalttıktan sonra söylenen "Yok ya...Bunlardan hiçbiri değildi benim almaya gittiğim şey..." cümlesiymiş.

Alkol tüketecek birilerini bulamadığınızda, ecnebilerle webcam aracılığıyla içki içmek çokta mantıklı değilmiş...Ama zevkliymiş. Bir süre sonra saçma sapan çaldığınız gitar, karşı tarafın sarhoş olduğu takdirde hoşuna gidebiliyormuş. Ha bir de, milletle gereksiz münakaşalara girip "Türk'ün gücünü ecnebilere göstermem lazım. Biz onlardan daha deli içeriz ulan !" diye gaza gelip, alkolü hızlı bir şekilde tüketmenin hiçbir anlamı yokmuş. Eğer içinizi rahatlatacaksa şunu söyleyebilirim, bir kişi üzerinde yaptığımı araştırmalar sonucunda ortaya çıktı ki, Kanadalılar içkiyi bizden yavaş içiyorlar ve buna rağmen kafayı bizden önce buluyorlar...

"Aptal aşık" kavramının yaşı yokmuş...Bunu, minibüste giderken hemen arkanızda duran yaşını başını almış bir adamdan görmekse şaşırtıcıymış. Evet, otuzlu yaşlara gelen erkekler bile "Aşkııım, bebeğiiim, seni diğer hattan arayım mı ? Ama söz ver açacaksın telefonu...Yaa söz ver amaa." tarzı cümleler kurabiliyormuş. Özellikle kız arkadaşının (oha lan otuzlu yaşların ortasındasın ve kız arkadaşı muhabbeti yapıyorsun) ismini söylerken, o kişinin içinin yağlarının eridiğini kişinin sesinden bile anlamak insanı lise yıllarına götürüyormuş. Allah sonumu hayır etsinmiş. Aminmiş.

Ekim ayında, dangalak kızlara edilen yardımın meyvelerini toplamaya başlamak fena olmuyormuş. Tam "İyi güzel yedik içtikte, şöyle atıştırmalık bir şeyler olsa hiç fena olmazdı şimdi" derken kapıda, elinde bir tabak dolusu çiğ köfte ve yeşillikle beliren üst komşu gibisi yokmuş. "Siz bize yardım etmiştiniz, biz de size çiğ köfte yaptık." lafıysa, insanın içinden "Hadi lan ordan ! BSG (bkz: bi's.tir git) çay koy, bizim için yapmışlarmış. Kesin yine parti filan vardı bunlarda." diye geçirmesine sebebiyet veriyormuş. Olsunmuş...Kızların ellerine sağlıkmış, gözlerinden öpülürmüş.

Yapılan apartman toplantısı sonrası, arkanızdan iki tane kızın koşturup sizi cumartesi günü akşam yemeğine davet etmesi de oldukça şaşırtıcı bir durummuş. "Ya hani biz o su baskınından sonra konuşmuştuk, akşam yemeği filan demiştik...Onu yapalım artık ya." tarzı cümlelerse düşündürücü oluyormuş. Hayır yani asıl dertleri çiğ köfteden sonra onlara bir türlü vermediğimiz tabaklarıysa, bunu açık açık söyleyebilirlerdi. Bizimde aklımızda çünkü o ama bir türlü tabağa ne koyup geri iade etsek onu kararlaştıramadığımızdan biz şey edemiyorduk. Neyse artık olan olmuş...Cumartesi yemekte görüşmek üzereymiş...Yemekler güzel olsunmuş yoksa ağızlarının ortasına vurulurmuş. Yok lan vurmam ben...Ama ev arkadaşımda bunu yapabilecek potansiyeli görüyorum biraz.

Vizelere programlı çalışmak mantıklı bir şeymiş. Evet, yaklaşık on beş yıldır öğrencilik sektörünün içinde olan Oz, bu ay programlı çalışmayı az çok öğrendi. Bunun getirileriyse daha az stres, daha fazla huzur oluyormuş. Korkulacak bir şey yokmuş. İsteyince oluyormuş. Finallerde, daha programlı bir çalışmayla görüşmek üzereymiş.

My Chemical Romance - The Kids From Yesterday

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder