9 Kasım 2010 Salı

Bitter Kiss

Şimdi...Kabul edelim ki peri masalları her zaman saçmaydı ve Külkedisi ne kadar denediyse de, yine de o ayakkabıyı hiçbir zaman giyememişti...Kabul edenler el kaldırsın...Oy çokluğuyla kabul edilmiştir.

Bil-Lentsexual diye bir tanımım vardır benim...Severim ben bu tanımı. Billy Talent dakikaları yaşamaya başladığım andan itibaren hiçbir şey umrumda olmaz. Hatta son zamanlarda işi o kadar fazla abarttım ki, artık Bil-Lentsexual olduğum anlarda düşündüklerimi bile umursamaz oldum. Mutluyum ben...Evet mutluyum. Baksana salak saçma gülüyorum.

Bir kere şu "Gerçeklerin farkına varıp, ona göre yaşamak lazım." saçmalığına hiç gerek yok...Yaşadığın her an, ne kadar imkansız gelirse gelsin, yine de senin hayatına giren şeyler. Sonuç olarak zaten gerçeğin ta kendisi olmuş vaziyetteler...Kurduğun her hayal, taşıdığın her umut ve yüzünü güldüren her şey eğer içinde biraz olsun somut bir şeyi barındırıyorsa, işte o zaman gerçeklerin farkında olarak hayal kuruyorsun, umut ediyorsun ve mutlu oluyorsun demektir. İstediğin kadar abart...İstersen, hoş bir rüyadan çok daha güzel olsun kurduğun hayal...Ufacık bir gerçeklik, "imkansız" terimini ortadan kaldırmaya yeter.

On dakikam var...Açım, yemek yemem lazım. Okulda da bugün güzel yemekler var hani. Şaşırtıcı bir biçimde güzel yemekler hem de...Mantının yanında, rosto köfte mi yoksa sebzeli tavuk mu yesem karar veremedim. Şimdilik Billy Talent düşünmemi engelliyor. En iyisi kapıdan çıktığım andan itibaren karar vermek için düşünmeye başlamak.

İki gün, kırk sekiz saat ya da dört saat matematik dersi...Ardından İstanbul yolcusu bu çocuk. Uzun tatiller sıkıcıdır. "Ay bu tatil feci eğlendim ama ya." diyen tiplere aldırış etmemek lazım çünkü hepsi yalan. İki üç gününüz gerçekten güzel geçebilir evet ama bunu bütün tatil boyunca durmaksızın eğlenmişçesine anlatmanın anlamı yoktur. Dikkat edin, bu iddiada olan herkes aslında aynı günü, farklı biçimlerde anlatır. Sıkıcı bir tatil için İstanbul'a gidiyorum evet. Yine de, en azından bir günlük eğlencem hazır. Diğer günler ne olur bilmem. Sonuçta, ben sırf McKahve kaşıklarına sahip olabilmek için Starbucks yerine McDonalds'a kahve içmeye giden ve o andan bile zevk alabilen bir çocuğum. Biraz garip olduğumu söylerler, evet...Ben de "Garip sensin, kolay gelsin." derim. Çok saçma...Ama seviyorum bu lafı ne yapayım ! McDonalds'ta kahve içmek ve McKahve kaşığını bana vermek şartıyla, tatilin geri kalan kısmında kapım herkese açıktır... Görüşebilirim ve çok gerekirse hafiften sarılabilirim.

Bundan sonra Taksim'de mal gibi dolaşma ve oturacak yer arama dönemi bitmiştir benim için...Nereye gitsek ki diye düşünen ve bunu benimle paylaşan kişiyi kolundan tuttuğum gibi McDonalds'a, kahve içmeye götürürüm, konu kapanmıştır. Ondan sonra yok efendim Taksim'de gide gide nereye gittik, yok efendim bizim evin orada da vardı o zaman oraya gitseydik, gibi cümleler kuranların da ensesinin biraz daha üstüne olmak suretiyle, söylenirken çıkardığı sesin desibeliyle doğru orantılı olarak hokkalı bir tokat atarım.

Şaka maka Taksim'de de ne anılarım var benim...S.ktir lan ordan ne anısı ! Daha devamlı olarak gittiğim bir mekan bile yok koskoca Taksim'de...Ama Çiço'ya isminden dolayı bir sempatim vardır, söylemeden geçemeyeceğim.

Hadin kaçtım ben blog...Bayramda gel elimi öp. Sana özel temiz tutuyorum elimi. Sağ elimi öpersin diye tahmin ettim ondan dolayı sol tarafa pek özen göstermedim yalnız. Ondan sonra neymiş efendim eline hiç özen göstermiyormuş, ay tırnak kirlerine bakmış, hiç mi tırnaklarını kesmiyormuş, falanmış filanmış deme sana da patlatırım bir tane.

Ahanda giderayak Billy Talent lafı koydu yine...

And I bet you thought I'd miss your bitter kiss
Your bitter kiss, your bitter kiss
I'll never miss your bitter kiss

Not : El konusunda şaka yaptım ha. Sol elimin filan öyle kirli olduğu yok, yanlış anlaşılma olmasın...Sağ elim kirli ! Şaka la şaka ikisi de kirli ! Tamam lan tamam, rahat ol blog iki eliminde maşallahı var. Bal dök yala yani !

Billy Talent - Bloody Nails and Broken Hearts

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder