Tam bir sene önce başlamışım bu ne öğrendim merakını giderme çabasına...Ve bir sene önce, birisine "Seneye belki yine gelirim, o zaman görüşürüz." demişim, aptallıklar denizinde yüzerken. İşte o sene geçmiş...Ciddi ciddi geçmiş hemde. Hiç farkettirmemiş kendini. Eeee ?..Dediğim gibi, bir sene geçti. Gidiyor muyuz o yere, o kişiye ? Hayır...O zaman bir senelik deney sürecinin ardından kendime şu öğütü vermek isterim...Oz, bir daha işini şansa bırakma.
Tanıdığınız birisinin, aldığı ilk maaşı sizinle harcaması gibisi yoktur. Yenilen güzel bir akşam yemeği, ardından içilen çaylar ve en sonunda mideye indirilen tatlılar, gecenizin oldukça hoş bir şekilde geçirmenizi sağlayabiliyormuş. Bir aylık çalışmanın sonucunda kazandığı maaşının bir kısmını, gözü kapalı bir şekilde bizim için harcayabilen arkadaşın yüzündeki gülümsemeyse bir başka anlamlı geliyormuş. Benim elimdense, şimdilik sadece günün tüm teşekkürlerini ev arkadaşına yollamak gelirmiş.
"Her Fotoğrafta Bir Oz" kampanyasının ne kadar eğlenceli olabileceğini bu ay en net hâliyle anlamış bulunmaktayım. Birbirinden anlamsız resimlerin her geçen gün biraz daha artması, geçmişe yönelik anıların artması anlamına gelirmiş. Fotoğraflara baktığımda yüzümde oluşan tebessüm ve hissettiğim mutluluk, fotoğraftakilerden çok daha gerçek oluyormuş. Daha çok fotoğraf, daha çok arkadaş ve daha çok Oz içinse daha bir istekli olunurmuş.
Gittiğiniz bir barda kimliğinizin istenmesi, sizi derin düşüncelere sürükleyebiliyormuş. Saçlarını kestirdiğinden beri, yaşının çok altında gözüktüğü yorumlarını duyup inanmayan birisi için bu durum çok acı bir deneyim olabiliyormuş. Etrafındaki büyük abilerine bakıp özenen Oz ise içinden "Ben de birgün büyük abi gibi gözükeceğim ve kimse bana kimlik sormayacak !" diye geçirirmiş.
Yazın sıcağında, yaz okulunun sıkıntısında, günlerin hızlıca akıp geçmesinde iki büyük etken varmış. Birincisi kesinlikle arkadaş ziyaretleriymiş. Edilen muhabbetler, öğrenci tarzı kurulan rakı sofraları ve her zaman dediğim gibi, atılan kahkalar. Arkadaşlar güzeldir...Yeni arkadaşlarsa, heyecan vericidir. İkincisiyse, derse duyulmaya başlanan merak. Derslere, gitmek zorunda olduğun için değilde, gerçekten gitmek istediğin için gittiğinde, olay çok daha farklı bir boyut kazanıyormuş. Getirisindeki olumlu sonuçlar ise insanı daha bir şevklendiriyormuş.
Eve, ev arkadaşlarının ailelerinin bir anda doluşması korkutucu olabiliyormuş...Ama sadece bir süreliğine. Ailelerin getirdikleri eşyalar ve yiyecekler bu korkutucu anın çabuk geçmesini sağlıyormuş. Ardından, aileler tarafından alınan mini fırın, ütü gibi eşyalar bu durumu yavaş yavaş zevkli bir hâle getiriyormuş. Yapılan yemeklerin lezzeti ise bulunulan durumun aslında fazlasıyla şahane olduğunun bir göstergesiymiş. Uzun zamandır hasret kaldığım kiloları, sanırım tekrar almaya başladım. Seviyorum sizi, ev arkadaşlarımın anneleri.
İki yıldır her vize ve final döneminde beklenen şeyin sonunda gerçekleşmiş olması, insana ayrı bir huzur ve sevinç kaynağı yaratıyormuş. Bahsettiğim şey, sınav tarihlerinin olabildiğince erken olması ve sınavların biran önce bitmesi...Yaz okulunda, bu dileğim gerçekleşti. Finallerin başladığı gün, benim ve bir arkadaşım için aynı anda bittiği gün olacak. Rektörümün ellerinden öperken, blog yazılarımı takip ettiği ve sesime kulak verdiği için de teşşekür etmeyi boynumun borcu bilirim. Söz sana seneye Finlandiya'dan kart atacağım len Rektör !
Patrick Watson - The Great Escape
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder