Oğlum, giden gidiyor lan. Yalan da söylüyor. Bel bağlamanı ve bel bağlamak istiyor.
Güzelsin sen. Bak, hemen şımarma ama bence güzelsin. Bu hâlin güzel. Devam etmelisin böyle. Sen, kendi gemini batırmaya razısın. Kendi gemin. Son çivisine kadar çaktığın gemini, bir fırtınanın içerisine sürükleyebilecek kadar kararlısın kimi zaman. Yeter ki bir nedeni olsun.
Etraf saçmalık dolu. Senin gemini, senden çok önemseyen kişilerle kaplı. Binmesinler lan o zaman, haksız mıyım? Sanki sen misin saçlarından tutup, sürükleyerek gemine bindiren. Kendi gemilerini yapsınlar, kayık da olur. Yeter ki yapsınlar. Senin her dakikan, o çaktığın çivilere denk geliyor, farkındalar mı bunun? Hangi dakikanda yardım ettiler ki? Bir de utanmadan, güverteye geçmek istiyorlar.
Elbette yardım etmelerine dair bir beklentin olmadı, olamazdı da...ama nedir bu yapılanı senden fazla sahiplenme duygusu? Komik olmasınlar.
Kendilerini de kandırmasınlar. Oyun mu lan bu, vakit çok mu sanıyor insanlar? 'Gideceğin zaman söyle, çünkü ben söylerim' dediğinde, hangi cüretle seni ciddiye almıyorlar? Gittiğin zaman, nasıl şaşırabiliyor oğlum bu insanlar? Nasıl anlam vermeye çalışıyorlar hâlâ olup bitene? Söyledik ulan işte, zamanında o kadar uyardık, dil döktük ve şimdi de gidiyor olduğumuzu söyledik.
Hayır, gidene ne demeli? Soru mu soracağını sanıyorlar? Fikirlerinden saptırmaya çalışacağını mı? Hiç mi tanımamışlar seni, hiç mi bilmiyorlar el değmiş duygulardan nefret ettiğini? Nasıl da alışmışlar değil mi, kendileri için kişilerin var etmesini duyguları.
Hem, hangi 'güzel' duygu kurtarmış seni bugüne kadar? Önce karanlık vardı. Yıldızlar, zamanla aydınlatmaya başladı göğü. Ama hâlâ kazanamıyor işte! Karanlık, hâlâ baskın olan taraf. Muhtemelen hiçbir zaman da kaybeden olmayacak.
Tamam, bir de şu açıdan bak. Karanlık, zaten karanlıktır. Kimse içerisine yalanlar saklamaz. Saklasa bile zaten koymaz adama. Ama aydınlık, kirletilmeye açıktır. Aydınlıktır, insanların kullanmak istedikleri. Umutlardır mesela, kandırılmak için kullanılan. Mutluluktur göz boyayan. İnsan en çok sevinçliyken yalan söyler. Sonuçta, duygu patlamaları yaşıyordur, içerisine muhakkak birkaç parça yalan sıkışır.
Ayrıca, karanlık kör etmez. Gerçekten etmez. İstediğin kadar yürüyebilirsin o karanlık yolda. Sonra, yavaş yavaş aydınlatırsın istersen. Ama aydınlık öyle mi, fazla ışık, kör eder. Güneşe niye uzun süreli bakmamamız gerektiğini söylüyorlar sanıyorsun ki? Seni kullanmak isteyen, önce sana aydınlık verir.
Utanmazlık. Tam bir utanmazlık bu. Beklentilerin karşılanmasını isteyip, beklenti dışı davranmak. İkiyüzlülük. Oysa uyarmadın mı, beklentilerin olmasın demedin mi onca insana? Hangi biri anladı? Suçlu neden sensin peki?
Suçlusun. Aptal olduğun için suçlusun sen. İnandın ki, hâlâ temizinden bulabilirsin duyguların. Biraz daha inebilseydin belki çekirdeğe, ah biraz daha. Çok az daha! Ama bitkin düştün değil mi? Aptal! Kalacaktın oğlum yeryüzünde. Razı olacaktın, tüm hislerin düştüğü içler acısı hâle. Ona göre davranacaktın. Her duyguya bindirilmiş şartları kabullenecektin. Ona göre belirleyecektin yapman gerekenleri.
Ancak o sayede demezdin 'git buradan' diye...ve ancak o sayede duymazdın 'git buradan' cümlesini.
Yanlış anlıyorlar. Sen, kendini sineye çekiyorsun. Onları ve sere serpe davranışlarını değil. Ayak uydurmanı istediklerinde, ne denli bir hata yaptıklarının farkına varmayacaklar. Koru onları. Koru kendinden.
Sahi...Kimse mi tanımamış ulan seni?
İşte buna gülümserim.
Joe Purdy - San Jose
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder