4 Nisan 2011 Pazartesi

Yok Olalım mı ?

Bahanem yok...Hepsini harcadım...Geriye kalanlarsa beni tatmin etmek için yeterli olmuyor. Anlayacağım odur ki, artık verilen her kararın arkasında duracak güçte olmanın vakti gelmiştir. Başarızlıklar karşısında, arkasına sığınacağım avuntu bahanelerim kalmadı çünkü.

Yirmi bir yıl dört ay dört gün beş saat otuz üç dakikalık yaşantım boyunca verdiğim en doğru karar Ankara'ya gidip, riyakar İstanbul'dan uzaklaşmak olmuştur. Eğer nerede çocuk olmam, nerede olgun davranmam gerektiğini biliyorsam; şuan üniversitede okuyabiliyor, her vize ve final dönemi aynı küfürleri sıralayabiliyorsam; insan denilen canlıya bağımlı bir yaşamın ne kadar tehlikeli olduğunu anladıysam; belki yarın değil ama elbet birgün kafama esip buralardan çekip gidebilecek kadar cesarete sahipsem, ve bunu yaparken bile belli bir plan dahilinde hareket edebilecek kadar mantıklı olabileceğime inanıyorsam, bunun tek nedeni on aylık Ankara hayatımdır. Bugün bütün teşekkürler, dondurucu Ankara gecelerinde yakılan sigaralara gelsin.

Hayat denilen şey pisliktir. Tam anlamıyla bir pislik...Çünkü tek yapmak istediği önümüze engeller koymaktır. Birisini aşabilirsen, karşına hemen yenisini çıkarır. Hızlıdır...Senin için hazırladığı küçük oyunları sunmak için fazlasıyla sabırsızdır. Sizi çok iyi tanır...Zayıf noktalarınızı yaratan da zaten kendisidir. Bu yüzden nereden vuracağını çok iyi bilir. Gardınızı almanız yetersizdir çünkü elbet yenileceksinizdir. Kabul edelim...Ne olursa olsun, hayatı yenmek imkansızdır. Bizim tek amacımız, tur bindirmesine izin vermemektir.

Argo bir dil kullanmak gerekirse; ne kadar zorluğun üstesinden gelirsen gel, sonunda ne kadar başarılı ve mutlu olursan ol, zaten zamanında hayat sana boruyu koymuştur işte...Sonrasında da aldığı tüm hazları valizine koyup seni terketmiştir.

Yabancı sempatizanı, daha doğrusu "aşığı" değilim...Olana da açık ve net bir şekilde küfür ederim. Aptallardır...Yani, bu mudur senin bütün yaşantından anladığın şey ?..Her gün görüp, konuştuğun kişileri bir kalemde silip atabilecek kadar kararlı(!), ama uzaktan gördüğün, hadi belki bir süreliğine içinde bulunduğun kişileri ismi, cismi ve milliyeti farklı diye her zaman hayranlıkla hatırlayabilecek kadar sıcakkanlı olmak mıdır ? Ya adam gibi herkesi aynı ölçütlerde değerlendirip, ertesi gün unutabilecek kadar insafsız olacaksın, ya da akıp gitmiş beyninle Alice'i övüp, yanındakine "Ezik yahu." muamelesi gösterirken, o kişilerinde senin suratına karşı "Aptal yahu." demesine göz yumacaksın. Eğer ikinci kafadaysan, uzun bir süreliğine gitmen gerektiğinde, bulunduğun şehri de çabucak eskitirsin, ruhun duymaz. Ben insafsız olmayı seçtim...Bunu dürüstçe kabul edebilmek bile, uzaklaşabilmek ve gittiğin yerde huzurlu olabilmek için önemli bir adımdır...Çünkü gittiğim yerde ki hayranlığım Alice'e değil, yeni baştan yarattığım kendime olacaktır.

Üstad demiş ki " Ben buralardan çoktan gittim...Sadece bunu anlamayı bekliyorum...Gelen var mı ?".

Belki bizim yolumuz Kaş'a düşmez ama, üstad gibi bizde kaçsak ya bir yerlere ?..

Ezginin Günlüğü - Sigaramın Dumanına Sarsam

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder