14 Mart 2020 Cumartesi

Hızlandırılmış Dertler ve Tasalar

Yıllar sonraki Oz'a özet geçiyorum; durum vahim. Koronavirüs diye bir şey var ve binlerce kişi öldü. İtalya fena patladı, İspanya'nın da geriye kalır yanı yok. Çin zaten başı çekiyor, İran virüsle baş edemiyor. Türkiye'ye gelince; iyi savurduğumuz virüsü inceden vatan toprağına misafir etmemizin ardından sayı yavaş yavaş arttı ve beşe yükseldi. Lakin 21.000 kişilik umre kafilesinin dönüşü, pek hoş olmadı. Ülkeye ayak basmalarından itibaren, aralarından bir kişide daha virüs görüldü. Şimdiden geçmiş olsun.

Geçtiğimiz haftanın başında bana dediler ki 'Oz, bir markanın yarın etkinliği var. Biliyoruz, o markanın head'i sen değilsin ama diğer head izinde olduğu için sen gitmelisin'... İşim gücüm yetmiyormuş gibi bir de oraya koşturmam gerekti. Üstüne üstlük, çalışmayan mikrofonu çalışıyormuş gibi yutturmam gerekti. Neyse, çözdük bir şekilde. Kazasız belasız atlattık. Tabii forum alanında virüs kapmamışsak...

Salı gününden itibaren akıllara tek soru yerleşti; 18-22 Mart arası planlanan Budapeşte seyahatimizi ne yapmalıyız? Malum, her yer koronavirüs. Dört kişilik ekip, iki çekimser ve iki gidelim oyu ile hayatına bir gün daha devam etti. Çarşamba günü ise bir kişi biletini açığa aldı ve 'ben yokum' mesajını ne bir şekilde vermiş oldu.

Perşembe günü Bursa'ya gitmem gerekti. Sabahın köründe atladık arabaya, Osmangazi Köprüsü'nü kaçırmalı, TOFAŞ Fabrikası'nın dibine kadar gelip, doğru kapıyı bulana kadar yarım saat harcamalı, yorucu bir gün geçirdik. Güzel mi güzel projelerimizi anlattık, satmaya çalıştık. Gerçekleştirirsek ne ala, gerçekleştiremezsek gemileri yakıp hesabını soracağım kişi hazır!

Yine perşembe günü, Playstation 4'ümüzü aldık. FIFA 2020'mizi yükledik, kol bozuktu, devamını getiremedik.

Yine perşembe günü, ilk suya düşen hayal damlacığımın haberi geldi. Heyecanla, nostaljiyle beklediğim Patrick Watson, konseri iptal etti. Haberi aldığım an, yanımda olan kişiye söylediklerimi buraya da yazacağım. Patrick Watson'la geçen çok anım vardı benim. Pek çok ayrılık, pek çok mutluluk, pek çok acı, pek çok umut ve pek çok sevgi vardı. Sadece bir konser iptal edilmedi anlayacağınız. Geçmişteki Oz'la geçireceğim birkaç saat kayıp gitti ellerimden.

Cuma günü nihai kararımı aldım ve Budapeşte biletimi açığa almaya karar verdim. Lakin Pegasus benden hızlıydı, uçuşu komple iptal etti. Böylelikle, ikinci hayal damlacığımın da buharlaşıp gitmesi resmiyete dökülmüş oldu. Olan sadece hayallerime değil, vizeye saçmak için cebimden çıkan eurolara da oldu. Neyse ki Airbnb paramızı geri alabildik.

Cuma günü, peşimi bu kadar rahat bırakmayacaktı elbette. Her şey, sıkıştırılmış biçimde önüme sunulmalıydı. İlk göz ağrım, junior'ım, kendi ifademle 'masterpiece'im istifa etti. Hem de bir hiç uğruna. Kendine yazık ettiğini hiçbir şekilde anlamayarak. Vermiş olduğu karar, beni gerçekten de kötü etkiledi. Kendimi düşündüm, sağ elin verdiğini sol el görmesin uğraşlarımı hatırladım, taşları tam yerine oturtmuşken her şeyin yeniden yerle yeksan oluşunu izledim. Kurduğum empatinin çürük çıkan meyvelerine veryansın ettim. Yetmezmiş gibi, daha bir ay önce istifa eden, yetenekli olduğu kadar şımarıklığını da geliştirmeye devam eden eski juniorlarımdan biri, bilinçli olarak yaptığına hala inanmak istemediğim bir üslupla, ajansa geri dönebileceğine dair bir mesaj attı. Üslup önemli şey, neyi, nasıl ve ne durumda teklif ettiğini bilemeyecek kadar aptal olmamalı kimse. Tuttum kendimi, ne küfür ettim ne de üsteledim. Sektör için çocuk sayılabilecek birisine, aynı yaklaşımla karşılık vermemek gerektiğini sindirebilecek kadar olgunlaşmam gerektiğini hatırlattım kendime ve sustum.

İki gündür şapkam önümde, kendimle yüzleşiyorum. İnşa etmekten zevk aldığım ortamın nerelerinde hata yapıyorum, neresinin sıvasını eksik ediyorum, araştırıyorum. Yeni jenerasyon böyle demek yetmiyor çünkü. O jenerasyonla çalışman gerekiyorsa, eleştirdiğin kadar da anlaman gerekiyor. Anladıkça ise daha fazlası ortaya çıkıyor. Daha kaç yüz daha vermem gerekiyor, astarı kalsın denmesi için, bilmiyorum. Yine de bir çıkış yolu bulmam gerekiyor işte.

Patrick Watson... şu saatlerde geçmişimle birlikte tebessüm ederek konserinden evime gelmiş olabilirdim... senin canın sağ olsun. Tostun arasında eriyen kaşar peyniri kıvamındaki sesinden The Great Escape'i bir süre daha kendi kendime mırıldanmaya devam edebilirim. Yine bana umutları bahşetmen umuduyla...

Patrick Watson - The Great Escape

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder