Bugün yaşadığım dairey geldiler. Ev sahibi ve emlakçıdan bahsediyorum. Eve birkaç dakika göz attıktan sonra, salonun hiçbir yere bakmayan penceresine kocaman bir 'kiralık' afişi astılar ve gittiler.
Fotoğraf çekemedi emlakçı. Doluymuş dijital fotoğraf makinesinin hafızası. Telefonu da iyi çekmiyormuş. Önceden kalma boş daire fotoğrafları var dedi ev sahibi, onu koyacaklar.
Kediye de tiki varmış emlakçının, tuvalete kapatabilir misin dedi. Nazikçe söyledi, şansımı denedim ben de. Kapatamadım. Tuvalet kapısı içeriden kilitlenmedikçe kapanmıyor ki. Birkaç denemeden sonra aklıma geldi, daha önce kimseyi tuvalete kapatmayı denememiştim sonuçta. Balkona da kilitlemek istemedim. Aldım kucağıma, çekildim bir köşeye işte.
Kaldı on altı gün. Sonrası yeni bir daire, yeni bir yer ve fazladan bir insan. Zaman geçiyor, hâlâ da durduramıyoruz. Neyse, zaten sorun zamanın geçmesi değil, benim zamana bir türlü ayak uyduramıyor olmam.
İki seneme ev sahipliği yapan bu yerden ayrılıyorum diye ağıtlar yakmayacağım. Zafer naraları da atmayacağım. Sessizce çekip gideceğim işte. Nakliyatçıların yapacağı sesi saymazsak tabi.
Ben hepsini geçeceğim geçmesine de, üç yıldır nasıl dikiş tutturamamış olduğuma bir türlü anlam veremeyeceğim. Düzensiz hayatımı nasıl toparlayamadığıma akıl erdirmeye çalışmadan önce, toparlamaya dair tek bir niyet göstergesinde nasıl bulunmamışım, ona hayret edeceğim.
Aklıma yatmayan ne varsa, hepsinin üzerine hevesle eğilmiş olmama mantıklı bir açıklama sunamayacağım.Yolculuk öncesi uyarı yapmaktansa, felakete tek yön yolculuğa başladıktan sonra manasız konuşmaları tercih etmeme akıl sır erdiremeyeceğim.
Sahi, ben on ay sonra nasıl otuzuma ayak basmış olacağım? Yakışacak mı bana 'otuz olmak'? Daha yirmisinden öteye geçememiş öfkeme nasıl anlatacağım bu durumu? Hadi anlattım diyelim, on yedisinin kıyılarında dolanan pervasızlığımı nasıl ikna edeceğim? En değerli duruşunu henüz yirmi dördünde geride bırakmak zorunda kalan Oz'a neyin umudunu aşılayacağım mesela? Suçu hâlâ Zeus'a atan, sığınmak istediğinde gözleri Loki'yi arayan insana 'yakında otuz olacaksın' denecek laf mıdır sonra?
Ocak ayları neden hep böylesi b.ktan olmak zorunda? Neden tüm yanlışlarla üzerime koca bir yük bırakmaya niyetlenmeli? Gerçek bir sosyopat gibi davranan son dört Ocak ayımı o kadar iyi hatırlıyorum ki... ve yine Ocak ayından kalan yaraları sarmakla uğraşacağım bir sene başlamış gibi hissediyorum.
The Smiths - Please, Please, Please, Let Me Get What I Want
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder