11 Aralık 2017 Pazartesi

Aralık

Geldi gönlümün sevdiceği. Dile kolay, her sene on bir ayı tüketmem gerekiyor sana kavuşmak için. On bir koca ay...

Ocak bana stresi yaşattı Aralık. Beni içten içe kemirmeye, korkutmaya meyletti. Elim ayağıma dolandı, sayılı günlerimin kaldığı şu anki ajansımdan istifa etme raddesine getirdi beni. Uzun zaman sonra başarısız olmaktan ilk kez bu denli korktuğumu hatırlıyorum.

Şubat bana bir ev tuttu Aralık. Bu güzelliği, yitip gitmesine sayılı günler kala yaptı. İstediğim yalnızlığı bahşetti ama sessizlik dolu evime ayak basacağım o ilk günü göremeden tükendi.

Mart beni evime yerleştirdi Aralık. Bir de, fitil ateşledi. Kendim kaşındım. Dokuzuncu ayına girdiğim karmaşanın başlangıcını yaptığım ay oldu. Öte yandan, evime kanım ısındı. Misafiri bol ilk zamanlara şahitlik etti Mart.

Nisan sakinliğinden ödün vermedi Aralık. Bana az buçuk güzellikler hediye etti. İçimi ısıtan, oldukça naif ve tertemiz güzelliklerdi.

Mayıs ailemi de alıp götürdü buralardan Aralık. İzmir'den ev aldırttı, son günlerine doğru da İstanbul'dan göç ettirdi. Garipti. Yalnızlığı istemiştim, evet ama bahsettiğim bu denli bir yalnızlık değildi.

Haziran ne yaptığının farkında bile değildi Aralık. Her şeyi bulanıklaştırdı. Olmaması gereken şeyleri yaşattı. Bir hissettirdi, bir hissettirmedi. Çok sinirlendiğim zamanları gördü. Öyle ki, sinirimden salonda adım atılmadık yer bırakmadığım, dakikalarca kendi kendime konuştuğum vakitler...

Temmuz aldığı vasiyeti devam ettirdi Aralık. İşleri iyice arap saçına döndürdü. Mart ayının ateşlediği fitil, Temmuz ayında son noktasına geldi. Yeniden gülebilmek için aradığım fırsatı ayağıma getirdi. Bilerek yaptı bunu. Biliyordu çünkü, fırsatı değerlendiremeyecek kadar bitkin düşmüş, mental olarak çökmüştüm. Öyle ki, ilk istifamı verdiğim dönem oldu kendisi.

Ağustos benimle alenen oynadı Aralık. Göz göre göre aldattı beni. İlk olarak istifa kararımdan vazgeçirdi. Ardından güzel bir yurt dışı seyahati hediye etti. Görmeliydin, o kadar huzurla dolmuş, o kadar sorunlarımdan arınmıştım ki. Hazırdım. Türkiye'ye döndüğümde, tüm problemlerimi aşmaya ve fırsatları değerlendirmeye hazırdım. Yalnızlık, benim en iyi dostum olacaktı tekrar. Sağlıklı düşünecek, sağlıklı adımlar atacaktım. Ta ki Ağustos, son günlerine doğru, önce hiç ummadığım bir telefonla karşı atağa geçip, 30. gününde de evime, bir misafiri yerleştirene kadar.

Eylül yaralarımı saramadı Aralık. Aksine daha da derinleştirdi. Kalan son gücümü umuda dönüştürmüş ve ayağa kalkmak adına kullanmaya hazırlanırken, hokkalı bir tekme savurdu. Evim, artık bana ait değildi. Zorunlu misafirim olan dayım, önceki düzenimi hiç bozmamak adına elinden geleni yapıyor olmasına rağmen, olmuyordu işte. O ev benim değildi. Ayağa kalkmak bir yana, olduğum yerde dahi kıvranacak gücüm kalmamıştı sanki.

Ekim çok caniydi Aralık. Sağ olsun, Ankara'yı görmemi sağlamıştı ama o bile yeteri etkiyi sağlayamamıştı. Evime uğramaz oldum. Bunalımdaydım, bariz belliydi. Seferi gibi bir orada, bir buradaydım. Yeter ki son durağım evim olmasındı. Bilmem kaç ay olmuştu evi temizlemeyeli. Tek bir süpürge sesi dahi duyulmamıştı. İzmir'e de götürdü beni Ekim. İsyan bayrağını açmamı sağladı bu seyahat. Ha bir de, ikinci kez istifa ettim.

Kasım ufak da olsa bir ışık sıçrattı üzerime Aralık. İstifama karşı, freelance çalışmamı teklif ettiler. Makul bir teklifti, kabul ettim. Haftanın bir, bazen iki günü ajansa gittim, gerisinde evdeydim. Ayın ortalarında dayım kendisine bir ev kiraladı ve tekrar yalnız kaldım. Yine de, hasar çoktan alınmıştı ve köklü bir değişiklik yapmadığım sürece, uzun bir müddet onarılamaz görünüyordu. Ha bir de, freelance çalışmayı da yeni yıl ile birlikte bırakacağımı söyledim.

Sonra sen geldin Aralık. Ne garip bir girişti. Elbette Aralık şarkılarıyla karşıladım seni. Sonra, daha on gün geçmeden farkını konuşturdun. Hızlıca daldın tüm mevzulara. Yarım yamalak da olsa, duymayı hiç ummadığım sözleri getirdin. Sonra aynı hızla, sanki tüm o sözler hiç söylenmemiş gibi hayatıma devam ettirdin beni. Senin de kafan karışık değil mi? Bilemiyorsun tüm bu dağınıklığı nasıl toparlayabileceğini. Haklısın. Karman çorman bir senenin tüm yükü sana kaldı. Olsun. Ben sana inanıyorum. Ne yapıp edip, beni gülümseteceğinden kuşku duymuyorum. Sadece, geç kalmanı istemiyorum Aralık. Kendim için değil. Senin de doyasıya görmeni istiyorum gülümsediğim zamanları.

İyi ki geldin Aralık. Sana çok ihtiyacım vardı. Hemen gitme tamam mı?

Ogün Sanlısoy - Hadi Beni Güldür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder