3 Nisan 2017 Pazartesi

Kusura Bakmayın Çocuklar

Buralar eskiden çok değerliydi. Wordpress vs. Blogspot savaşları bize zorlu, derin ve stratejik kararların verilmesi gerektiği, dijital çağın en büyük çatışmalarını yaşattı. Tumblr'ın esamesi dahi okunmazdı.

Neyse efendim, çok vakitler geçti. Durduramadık zamanı, çok denedik, lakin durduramadık. Yılların deli bıçkın Blogspot'u, artık yalnızca birkaç vefakar dostunun uğradığı,  yaşlı ve yapayalnız bir yer oldu.

Velhasılkelam, hazır kimseler buralarda kalmamışken, etrafa çuvaldızlar fırlatmanın hiçbir mahsuru yok. Gücenmece yok. Kimse yok. Kimse yoksa, gücenmek de yok. Gücenen yoksa, kimse yok.

Bugün mütevazılık yok. Bugün, suçlu Oz değil. Bugün Oz hatalarına ağıtlar yakmayacak. Aslına bakarsanız, bugün en naif kişi Oz. Kusura bakmayın çocuklar ama başından beri eşeklikte sınır tanımadınız... ve yarattığınız lekeleri bugüne kadar yeterince yüzünüze vurmadığım için özür dilerim.

Birkaç gündür hayatımın dönüm noktasını, beni ikna edecek açıklamarıyla birlikte aramakla meşguldüm. Az önce tam bulur gibi oldum ki; vazgeçtim. O noktaya bugün dönmek istemiyorum. Biraz da siz dönün, banane.

Sonrasında ise ben olsam, benim benimle nasıl da eğlenebileceğimi düşünmeye başladım. Tatlı içerikler çıkar gibi oldu.

Mesela ben, benimle sessizce müzik dinlemek isterdim. Neden mi? Çünkü Spotify Premium üyeliğim var... şaka lan şaka, asıl sebep bu değil. Asıl sebep, müziği yaşamayı seviyor olmam. Müziğin yön verdiği hayaller kurmam ve o hayalleri paylaşmam. Herkesten saklamaya özen gösterdiğim müzik kutularımı açmak için deliler gibi uğraşırdım mesela. Sırf notaların hatrına bile günlerce yanımda kalırdım.

Mesela ben, bana asla sırtımı çevirmezdim. Neden mi? Çünkü aşırı sempatik bir yalnızım. İnanılmaz sessizim ama çok gevezeyim. Çünkü ben, bilmem kaç yıllık öngörülemez değişime boyun eğmek zorunda kalsam bile, size karşı hep bıraktığınız yerdeki Oz'um. Çünkü ben konuşmak istediğinizde sizi geri çevirmeyen çocuğum. Çünkü ben herkese farklı, sizin içinse hep aynı kişiyim.

Mesela ben, benden hiç korkmazdım. Konuştukça ne kadar zararsız biri olduğumu fark ederdim. O zaman anlardım zaten, kesin en çok kendime zarar verdiğimi. Bu sebeple de aniden uzaklaşmazdım. Destelerce sırrımı paylaşabilmişken, ipin ucunu bırakmazdım.

Ben galiba en çok bana sarılmayı severdim. Cılız kollarımın sıcaklığını asla unutmazdım. Ne zaman saklanmaya ihtiyacım olsa, ilk olarak aklıma kesin ben gelirdim. Yalan söylemiyorum bak, boşuna kendime kaçıp, tek başıma yaşamaya başlamadım. Bir bildiğim vardı elbet!

Ya bir kere, kendimle fotoğraf çektirmeye bayılırdım! Üstelik, fotoğraf çektirmekten ne kadar nefret ettiğimi bildiğim için, bu fikri daha da çok severdim. Kıpkızıl sakalların yanında poz vermek bence tatlı olurdu. Asla gülemeyen Oz'un debelenişine rağmen hep aynı çirkin karelere mahkum kalması kimseyi de üzmezdi. Evet abi, ben olsam, benimle bir fotoğrafım kesin olsun isterdim.

Mesela ben, benimle mutfakta vakit geçirmeyi kesin çok severdim. Salatayı soyuşumu hayretle izler, kahkahayı anında basardım. Yardımcı olmaya çalışırken, kimi zaman ayak bağı olmamı dert etmezdim. Yemek yapmayı bilsem, bana zevkle öğretirdim. Acemi ancak kararlı öğrenciliğimi gözlemlemek beni mutlu ederdi. Çok eğlenirdim çocuklar, hem de haddinden fazla.

Mesela ben, bir basketbol maçına kesinlikle benimle giderdim. O heyecana ortak olabilecek daha iyi bir isim bulmak, günümüz şartlarında bence bir hayli zor. Ciddiyetle yaptığım yorumlara kulak verirdim, özellikle de 'ben olsam...' diye başladığım cümlelere. Çünkü parkedeki ben de olabilirdim çocuklar. Olmadı. Canım sağolsun.

Konusu açılmışken, mesela ben kesin benimle basketbol maçı yapmak isterdim. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, özellikle de takım mücadelesi içerisinde her türlü sürprizi yapmaya oldukça elverişli hale gelen benimle. Vakti zamanında taktiğe kulak asmayıp arka arkaya üç tane üçlük soktuktan sonra koçu tarafından kenara alınıp azarlanan benimle. Paslanmış ayaklarımın ve el çabukluğumun yavaş yavaş ısındığını görmek eminim hoşuma giderdi. Güzel basketbol oynardım ben. Sonra küstüm. Basketboldan çok kendime küsmekti aslında. Neyse, uzun hikaye bu. Kısacası, benimle basketbol oynamak kesinlikle harika olurdu.

Mesela ben, benimle kahvaltı yapmanın keyfini en az bir kez muhakkak yaşamak isterdim. Sabah mahmurluğuna boyun eğmiş yorumlarımı dinlemekten kendimi alıkoyamazdım. Özellikle de krep yapacaksam, bu fırsatı asla kaçırmazdım!

Çok şey kaçırıyorsunuz çocuklar. Kusura bakmayın ama hata sizde. Ben ki; içerik planlarına revizyon yemeden en uzun süre onay alma rekorunu elinde bulunduran, koskoca üniversiteye kayıt dönemi stratejisi satan ve film senaryolarını yazan, tek videoya 58 ek kart yerleştirerek yine bu alanda da rekoru elinde bulunduran, Campaign Türkiye haberlerinde adı çıkan, en belalı müşterilere karşı aranan kan olan ve karşılığını göz seyirmesi ile alan, bulaşıkları yıkamaktan gocunmayan, puzzle yapma konusunda kendini geliştiren, bu ve bunun gibi birbirinden anlamsız başarılara imza atan Oz olarak, sizin adınıza üzgün olduğumu söylemek durumundayım.

Yalnız, kendimi iyi övdüm çocuklar... ki daha Aralık ayı kutlamalarına, kahve içmeye, asosyal mevsimine ortak olmaya, uzadıkça anlamsızlaşan, anlamsızlaştıkça eğlendiren geyik muhabbetlerine filan değinmedim bile. Ona rağmen, fena iyi övdüm.

Broods - We Are The People

2 yorum:

  1. Ben sizde baya büyük yaşta biri olarak, sizi severek takip ediyorum:) tabiki yerli dizlilerden ve face de instada paylaşılmış pek çok şeyden daha heyecanlı ve anlamlı yazdıklarınız sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu, hiç beklemediğim bir şey oldu. Beni şaşırttığın için asıl ben teşekkür ederim o hâlde. :)

      Sil