Hatırlamamak ve hatırlanmamak hiç rahatsız edemiyor beni. Evet, haksızlık yaptığımı düşündüğüm bir tane insan vardı ama o kişiye de, son Ankara ziyaretimde rezalet bir sonla nokta koydum. Artık, haksızlık yaptığımı düşündüğüm kimse kalmadı. Bana haksızlık yapan var mı diye düşünmeyi ise, zaten dört yıl önce bırakmıştım.
İnsanlara nasıl bu kadar yüzsüzce nokta koyabiliyorum diye düşünürken, etrafıma baktım ve hiçbir şey göremedim. Bu da, sorumun cevabını net bir şekilde bulmamı sağladı. Ben, tek çocuğum. Kardeşim yok ve bu saatten sonra olmasına da, ünlü bahis şirketleri ihtimal dahi vermiyor.
Tek çocuk olanlar gariptir. Şımarık etiketi, alınlarına yapışmış bir şekilde büyürler. Haddinden fazla şımarık olan böyle insanlar gördüm ama bu ailenin yetiştirme tarzıyla ilgili olsa gerek. Benim bahsettiğim konuda, odak noktası direkt olarak o 'tek' çocuk.
Ne kadar fazla arkadaşımız olursa olsun ve ne kadar fazla sevilirsek sevilelim, eve geldiğimizde yalnızızdır. Yaşıtlarımız, kardeşleriyle oynamak üzere Monopoly, Hepsi Benim gibi oyunlar alırken, biz annemiz ve babamızdan gelecek ilgiye muhtaç büyürüz. Doğum günlerimde her sene bu tarz oyunlardan biri kesin olarak hediye edilirdi ve birçoğu hiç açılmadan kuzenlerime verildi. Ebeveynleri çalışan bir çocuk olarak, bu oyunları oynayabileceğim hiç kimse yoktu. Zaten, annem ve babamla oynama şansım olsaydı bile, muhtemelen hiç zevk alamazdım.
İçine kapanık olmamızın nedeni de budur. Kime anlatma şansımız vardır ki? Sonuçta anneme, Ece'ye aşık olduğumu söyleyecek halim yoktu. Ya da müzik hocamızın seksi vücut hatlarından, babama nasıl bahsedebilirdim ki? En masumlarını bile anlatacağım birine sahip değilken, benimle beraber olgunlaşan kelimeleri kiminle kolay kolay paylaşabilirdim ki?
Biz, kardeşi olmayan çocukların öğrendikleri ilk şey, yalnız yaşamaktır. İşte bu yüzden de, herhangi bir ilişki kademesine bağlanmak ya çok zordur ya da tehlikeli boyutlarda kolaydır. Dengede kalmayı başaranı henüz göremedim.
Hatırlamıyorum. Denedim, hem de çok fazla denedim ama görünen o ki, olmuyor. Bunun için, kimseden özür dilemeyi de düşünmüyorum...çünkü bu, o kişileri sevmediğim anlamına gelmiyor. Hatırlandığım sürece, beni hatırlayanları konuk etmeye devam ediyor ve ilk günkü samimiyetimle konuşmak için elimden geleni yapıyorum.
Bugüne kadar, benimle vakit geçirmek isteyen tek bir insanı bile terslediğimi hatırlamıyorum. Bu beni iyi birisi yapar. Hafızası zayıf ama iyi biri...
Belki de Benjamin Kowalewicz'in de dediği gibi, 'I left my best friends, or did they just leave me?'...
On beş gün oldu...İstanbul'a adım atar atmaz, aşık olmaya karar verdiğim kişiyi aramaya kaldığım yerden devam ediyorum. Sokakları didik didik arıyor, doğru zamanda, doğru yerde olmak için elimden gelen salaklığı yapmaktan çekinmiyorum.
Aslında bu işi saplantı haline getirmekten korkmuyor değilim...
Oasis - The Masterplan
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder