9 Aralık 2018 Pazar

Aralık

Aralık ayı geldiğinde ne yapar ne eder, tembelliğimi bir kenara bırakır ve buraya bir not düşerim ben. Biraz gecikmeli de olsa yaparım. Geçen sene nasıl bir yazı yazmışım diye göz atayım derken, bundan tam 363 gün önce yazdığımı fark ettim. Bu kez elimi iki gün de olsa çabuk tutuyorum.

Her neyse, geçen sene uzun uzun her ay yaşadıklarımı anlatmışım Aralık ayına. Ne zor bir seneymiş. Hayatımın en kötü zamanlarıymış. Ayakta kalmaya çalışmışım desem yalan olur, yerle bir olmuşum resmen ve kabul etmişim yenilgiyi ama tek bir umuda bağlanmaya hep devam etmişim. Aralık ayının gelişine... O'nun benim için bir şeyleri düzelteceğine dair inancımı hiç yitirmemişim. Belki de sığınabileceğim hiçbir halt kalmadığındandır, bilemiyorum. Olsun. Aralık'a sığınmışım.

Geçen sene yaptığımı yapacağım yine ama öncesinde, geçen seneki Aralık'a bir mesajım var; Kafan karışık geldin ama yine de başardın be Aralık. Belki göremedin gülümseyebildiğim zamanları ama kendini çok güzel feda ettin. Teşekkür ederim.

Düzene oturmuş bir seneyi yine sana güvenerek belirsizliğe soktum, beni affet. Dayanağım sensin işte ne yapayım? Hem bak, geçen sene yaptığın fedakarlık, bu sene nelerin önünü açmış, gör. Belki bir sene öncesine kadar uzanır da, hissedersin gülümsememi.

Ocak ayına işsiz girdim Aralık. Koca bir depresyonun ortasında, zerre işe yarayamacağımı bildiğim için tam zamanlı yalnızlığı seçtim. Ama bunu kararlılıkla yaptım. Otur konuşalım dedim kendime ve kalabalıklara yeniden karışmaya hazır olana kadar, mental olarak iyileşme sürecime odaklanacağımın sözünü verdim. Üç buçuk sene sonra, ilk kez işsizdim. Kahvaltı düzenimi oturttum, bol kese kitaplar okudum, diziler ve filmler izledim. Deli gibi sıkıldığım ve son derece kötü hissettiğim zamanlar olmadı değil ama bunların, sürecin birer parçası olduğunu bilerek hareket ettim. Güzel yol kat ettim.

Şubat ayında iş aramaya başlayayım en iyisi dedim Aralık. Ay ortasına doğru başvurulara başladım, hızlıca teklifler de aldım. Lakin vefa borcu devreye girdi. Pek tatmin olmayacağımı bildiğim bir maaşa, KONG'dan kalan vefa borcumu ödemek amacıyla 'he' dedim. Bunun hikayesini uzun uzun anlatmayacağım ama borçlu hissettiğim kişinin üç ay sonra İrlanda'ya taşınacağını biliyordum ve son kez bir arada güzel işler yapalım istedim. Şubat'ın 26'sı olduğunda, yeni işimin başındaydım. Ha bir de, son dakika aldığım bir freelance işim oldu. Nereden bilebilirdim aylarımı tüketeceğini namussuzun.

Mart bana saçma sapan geçmişimden izleri getirdi Aralık. Ama yenilmedim biliyor musun... Bu kez daha dirençliydim. Bu kez, iyileşmeye çok yakındım ve ödün verecek de değildim. Yeni işim, umduğum gibi de devam etmiyordu aslında. Verilen sözler çok çabuk tersine dönmeye başladı. Paniklemeye başlamadım diyemem ama güzel bir insan tanımıştım ve güzeldi zaman. Ne geride kalması gereken saçmalıklar ne de önüme konulan potansiyel yeni iş stresi beni yıldıramayacaktı bu kez.

Nisan bana temiz bir sayfayı getirdi Aralık. Hiç ummadığım kadar çabuk kanım kaynadı, çalıştığım yerdeki insanlara. Onların da bana ısındı hani. Sorumlu olduğum müşteriler, dünya tatlısı insanlar çıktı. Empatinin dibine vuruyorduk resmen. Düzeliyordu pek çok şey. 2018, geçen senenin yaralarını sarmaya kararlıydı anlaşılan. Yanlış anlama, bu süreç seninle başladı Aralık.

Mayıs bana ayrılık getirdi Aralık. İrlanda'ya gitti, vefa borcumu ödediğim o güzel insan. Çok tartıştık, çok seslerimiz yükseldi birbirimize önceki iki ayda ama birbirimize asla kırılmadık. Bence Özge seviyordu beni. Bence ben de Özge'yi çok seviyormuşum. Mutluluğu daim olsun. 2017'de ailemi İzmir'e taşıyan Mayıs, 2018'de Özge'yi götürdü benden. 2019'da sakin olması dileğiyle...

Haziran bana Massive Attack'i getirdi Aralık. Daha ne olsun! Bir de, itiraf etmem gerekirse başka ne halt yaptığını çok da hatırlamıyorum.

Temmuz bana ilk ekonomik krizimi yaşattı Aralık. Mental olarak tamamen iyileşmişken, maddi olarak dibe çöküşümün ilk ayak izlerine Temmuz'da rastladım. Aşılabilirdi. Yani, neden aşılmasındı ki? Mutluydum, ilk kez bir ajansta keyfim bu denli yerindeydi. Maaşı dert etmeme gerek yoktu çünkü bu huzuru bulmam çok zor olabilirdi. İş tatmini açısından yeteri seviyeye ulaşamıyordum belki ama konkur hazırlığında bulunduğum iki kritik markadan da olumlu dönüşler geliyordu ve bunlarla idare edebilirdim.

Ağustos biraz kafamı karıştırır gibi oldu Aralık. Hayatımı sağlıklı şekilde sürdürebilmek adına, kendi 'sosyal' keyfimden ödün veriyor olduğumu yavaş yavaş görmeye başladım. Maaşımı yettirebilmek adına haftada en fazla kaç kez dışarı çıkabileceğimi bile hesaplamak durumunda olmak, keyif kaçıran bir durumdu. Yine de, çalıştığım yerin bana kattığı keyif paha biçilemezdi. Başka bir yerden gelen, ileriye dönük ancak son derece ciddi teklifse kafamı iyice karıştırdı.

Eylül böylesi kötü olmaması gereken bir ayrılığı getirdi Aralık. Sevgilim filan değildi ama bahsettiğim kadar da güzel bir insandı. Anlaşmazlıklarımız, yollarımızın ayrılmasını gerektirdi. Üzüntü vericiydi. Umarım iyidir, umarım hedeflerinin peşinden koşmaya devam ediyordur ve umarım hak ettiği kadar güzel insanları tanımıştır.

Ekim bana ufak dokunuşlar yapmam gerektiğini hatırlattı Aralık. Geldiğim noktayı tarttığımda, artık iyi durumdaydım. Sıra, daha iyisi için yapabileceklerimdeydi ve bunlar için rötuşlar yapmam gerekiyordu. Direktörümle ilk ciddi konuşmamı yaptım ve beklentilerimi aktardım. Sorumluluğum yükseliyordu ve bu kez mekanın kekosu ben olmayacaktım. Yapılan işin karşılığında alınan pay, herkes arasında bir dengeye oturtulmuşsa ya sorumluluklar da o dengeye oturtulacaktı ya da o denge herkes arasında değil, sorumluluk getirisine göre oluşturulacaktı. Üstelik, henüz ayın başındayken, sonunu düşünmekten sıkılmıştım. Ajansta kurduğum arkadaşlık ve müşteri ilişkileri, kendime gelmemde hiç beklemediğim kadar olumlu bir rol oynasa da, düşünmem gereken bir 'ben' vardı. Düşünebiliyor musun Aralık, geçen sene mahvolmuş birisiyken, artık kendi adıma sağlam adımlar atabilecek noktaya gelmiştim. Benim için muazzam bir değişim.

Kasım bana annemi getirdi Aralık. İki hafta boyunca bende kaldı ve hayatımın 'özel' parçasının onarılmasına çok önemli katkılarda bulundu. Dışarıdan verilen siparişlerin sonu geldi. Dolabım doğru düzgün doldu. Mesailerden zaman kaldığında, eve döndüğümde sohbet edebileceğim birisi oldu. Ne güzel özlemişim annemi. Tam da annemin gittiği gün, 26 Kasım'da reddemeyeceğim bir teklif aldım. Hızlı dönüş yapmam gerekiyordu ve kabul ettim. Bulunduğum ajans, ne kadar isterse istesin aynı teklifi sunamayacaktı. Gerek maddi açıdan, gerekse pozisyon açısından. 27 Kasım'da istifa dilekçemi verdim.

Sonra sen geldin Aralık. Yine bir bilinmezliğin ortasına düştün ama bu kez gülümsüyorum. Şu anki ajansımda son günüm, 21 Aralık. Yani en uzun gece. Yani doğum günüm. Tatlı bir tesadüf oldu. 24 Aralık'ta ise tekrar Karaköy'e dönüyorum. Bu kez farklı bir ajansa tabii ki. Bilinmezliğin ortasındasın ama korkmuyorum Aralık. Kendime güveniyorum. İyiyim bu kez. Beni iyileştiren koskoca bir seneye ön ayak olduğun için sana teşekkür ediyorum. Seneye nasıl olacağımı bilmiyorum ama daha da iyi olabilmek adına vereceğim savaş için son derece hazırım.

Geçen sene yazımı şu şekilde sonlandırmışım;

İyi ki geldin Aralık. Sana çok ihtiyacım vardı. Hemen gitme tamam mı?

Bu kez şöyle sonlandıracağım;

İyi ki geldin Aralık. Hemen gitme tamam mı? Geldiğimiz noktanın tadını doyasıya çıkaralım.

Ingrid Michaelson - December Baby

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder