O kadar olur olmadık zaman dilimlerinde yazmaya yelteniyorum ki, yarın nasıl uyanacağımı tedirginlikle düşünüyorum.
Stresim beni yalnızlaştırıyor.
Stresim beni acizleştiriyor.
Stresim, boş vakitlerimi dahi kemiriyor.
Güzel şeyler de var elbet hayatımda. Mesela, kilo alıyorum. Göbeğim filan çıkıyor.
Sonra, deli gibi kahkahalar attım bugün. 3 dakikalık, kesintisiz kahkahalar silsilesi. Güzeldi. Hiçbirinizin gülmeyeceği şeylerdi.
Neyse. Hadi saçmalayalım.
Dışarıya açıldıkça, ne kadar sığ bir insan olduğumu görüyorum. Hepimiz aynıydık. Hepiniz önüme geçtiniz.
Kendimi sosyal hayatın içinden sıyırmış olduğum için şanslı görürdüm. Düşüncelerimi sorgulayan, fikirlerimle boğuşan ve alt üst etmek adına çaba harcayan insanlar tanıyana kadar. Haklılar. Haklılar ama en fazla benim haklı olduğum kadar...
İnsanlarla nasıl tanıştığımı hiç bilmiyorum. Sanki hepsi şans eseri olmuş. Sanki her yeni insanın ardından, bir daha hayatıma yeni hiç kimse girmeyecekmiş gibi. Gerçi tanımak, hayatına sokmakla eşdeğer olmuyor tabi.
Bilmiyorum, yıllardır hayatıma doğru düzgün insan da sokmuyorum. Nasıl yapıldığını, nasıl raddelerden geçilmesi gerektiğini filan hiç bilmiyorum. Unutmuşum.
Katılmak zorunda kaldığım her partinin, istisnasız köşebaşında bira içen çocuğuyum ben. Etrafı izleyen ve bir yolunu bulup ortalıklardan sıvışmaya çalışanıyım. Kimseyle konuşamayanı, eğlenceyi uzaktan izleyeniyim.
Ne konuşulur, birisiyle nasıl tanışılır, kalabalığa nasıl dahil olunur hiçbir zaman bilemedim. Benimle konuşmaya çalışana bile uzaktan cevaplar veririm. Açıkçası, soracağım hiçbir soruya gelecek cevap umurumda olmayacağı için, sormama ne gerek var derim.
Kalabalıklar boktan. Ama birkaç bira ve tekilenin ardından piste çıkıp müthiş dans ederim, orası ayrı hikaye.
Johnny Cash - Hurt
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder