Hazır karın eşsiz dinginliğini bulmuşken yazmak istedim. Şu an pencere kenarı koltuğum yok, Mart başında yenilenmiş olarak gelecek. Oturamadım o yüzden. Işığı söndürdüm, bir sigara yaktım ve açtığım pencereden dışarıyı izledim.
Kimisine gereksiz romantik geliyor bunlar. Mesela, yağmur altı yürüyüşlerine bayıldığımı söylediğimde de böyleydi. Oysa, yağmuru ıslattığından, karı ise beyaz sessizliğinden dolayı severim. Romantik olmayı da pek beceremem zaten.
Ofis tatildi bugün. Tatil dediğime bakma, evden çalıştık işte. Yarın da tatil olacak muhtemelen. Yine tatil dediğime bakmayacaksın, evden çalışacağız.
Yoruluyorum. Hem birikmiş olan ve yetişmekte ara ara güçlük çektiğim işlerden dolayı günlerin geçmesini istemiyorum, hem de alacağım ilk 'ciddi' maaşın gelmesi adına aynı günlerin hızla geçmesini istiyorum. Garip bir şey.
Bazen kendime inanmakta güçlük çekiyorum mesela. Geçen hafta ikinci kez yaşadım o duyguyu. Nasıl bitecek bu işler derken, bitivermiş olduğunu fark ediyorum. Ne ara düzene oturtup, nasıl hallediyorum hiç anlayamadan geçip gitmiş oluyor.
Hayallerim var hâlâ. Hem de daha gerçekçiler artık. Düzene oturur gibi her şey. Seviniyorum etrafıma toplanmış güzel insanları gördükçe. Karşılıklı destek ne güzel şeymiş öyle, zor olanı bile tek bir nefesle uçuruveriyormuş başucumuzdan.
Ha bir de, gerçekleşebilmesi yalnızca benim çabama bakan hayallerim var. Bir tanesi ha oldu, ha olacak. Diğeri ise, yoğun mesailerin arasında sıkışıp kalıyor şimdilik...ama bir kenara asla atmıyorum. O hayal güzel. Hem de çok güzel.
Geçen sene bu zamanlar, bilmem kaç saatlik otobüs yolculuğu boyunca cam kenarında oturup, bir de utanmadan beni lafa tutan adama artık kızmıyorum mesela. Hatta, başıma açtığı işleri kahkahalarla anlatıyorum. Sonra, gözümdeki öfkeyi görebilen kadına da kızmıyorum. Aksine seviyorum bolca.
Ve yine, geçen sene bu zamanlarda başladığım İngilizce kursunu düşünüyorum da...iyi ki de asansörü kullanmak yerine inatla merdivenlerden çıkmayı tercih etmişim.
Ne bileyim ulan işte, iyi ki de baykuş gözlerim varmış ve iyi ki de renkleri sıkıcı kahverengiymiş. Gözlerim elaya çaldığı an eski hallerine dönsün diye çabalayacağım kimin aklına gelirdi yahu...sakallarım iyi ki kızılmış ve paslanmaya son sürat devam ediyormuş...falanlar filanlar.
Çok şey anlatmak istiyorum da, utanıyorum ulan işte. İçim içime sığmaz oluyor da, bir köşelere sıkıştırmaya çalışıyorum.
Hep çocuk kalabilmeyi istiyordum ya hani...hah işte, hep çocuk kalabiliyorum artık! Olabiliyormuş gerçekten de. Hayatın ciddiyetine kaptırmak zorunda kalmıyormuşsun kendini, o zaten bir şekilde akıp gidiyormuş.
Bana gerçekten inanan insanların olması ne güzel şey. Kaygısız, tereddütsüz, tam anlamıyla duyulan güven. Bana kalırsa güven denilen şey çok abartılıyor evet ama bir şekilde, üzerimde oluşturulan suni bir yükün de kalkmasını sağlıyor.
Öyle böyle şeyler işte...
Brandi Carlile - Pride and Joy
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder