Ben kuzenimle aynı evde kalacaktım. Hep bunun hayalini kurardım. 'Sabaha merhaba' kahvesiyle güne başlayıp, 'iyi geceler' kahvesiyle aynı günü sonlandıracaktık. Beraber gitmediğimiz bar kalmayacaktı, kızlar muhabbetimize bayılacaktı. Yıllar sonrasının planlarında bile CM 97/98 oyunu vazgeçilmezimiz olacaktı. Filmler çekmeye devam edecektik, kimbilir belki işler ciddiye binecekti. Yemek işini nasıl halledecektik bilmiyorum ama hergün pizza yiyerek bile hayatımıza devam edebilirdik. Ben akıl almaya, kuzenimse akıl vermeye devam edecekti ve ben, aldığım her tavsiyeyi dikkatle dinlemekten hiç bıkmayacaktım, ne de olsa o en iyisini bilirdi. Ruh ikizi olduğumuzu boşuna iddia ediyor olamazdı...ama kim bilebilirdi ki, ben büyüyene kadar kuzenimin evleneceğini.
Ülke ülke dolaşacak, sonunda yorulacaktım. Kanada son durağım olacaktı. Arkama bir dakika bile bakmayacaktım. Nasılsa ben özlemezdim hiç kimseyi, hiçbir yeri. Soğuktan donarken, planıma sadık kalmış olmanın gururunu yaşayacaktım. Evimin önüne birikmiş karları zevkle küreyecek, muhtemelen kardan adamlar yapacaktım...dingin bir hayatın çekici geleceği, aklımın ucundan geçmezdi.
Harika bir basketbol oyuncusu olacağımdan kuşkum yoktu. Tek gereken, birisinin beni keşfetmesiydi. Denedim de şansımı aslında. Denedim ama işler iyi giderken, aksilik de aynı yoldan takip etmeye devam etti. Sayı atmakla işim olmazdı çoğu zaman ama bir atışım girdi mi, gerisini getirmek isterdim. Bir maçta, koçun talimatlarına uymayıp, arka arkaya üç tane üçlük denemem belki hataydı ama hepsi de girmişti. Yine de, koçun gazabına uğrayıp, kenara alınmaktan ve maçın geriye kalan kısmını kenardan izlemekten kurtulamamıştım. Dediğim gibi, sayı yerine, pas atmayı tercih ederdim ben. Oyunu kurmak harika bir duyguydu, herkes oynanacak oyunu öğrenmek ve pas almak için ellerime bakardı. Yine bir maçta, galibiyet basketinin pasını o kadar güzel ve tahmin edilemez bir anda ve şekilde atmıştım ki, pası attığım dengesiz çocuk sayıyı yapabilseydi, günün kahramanı o değil, kesinlikle ben olurdum. Kendime güvendiğim nadir konulardan biriydi basketbol. Kendimi hep parkelerin tozunu attırırken hayal ederdim...üniversiteye hazırlanmak için basketbolu bırakmanın gerçekten ne gereği vardı ki?
Planlar...en güzel işleyeni bile, kafanda kurduğun hayalin yanından geçemiyor. Sonra başka bir hayal, başka bir plan...
Ben hep hayaller kurarım...kurduğum hayallere dokunmak için adım atarım...dokunduğum ansa işler tersine döner...ucundan bile olsa, dokunabildiğin şeye nasıl hayal diyebilirsin ki?
Plan dediğinse sıkıcıdır. Kusursuz bir kurgu gerektirir, en ince ayrıntısına kadar hesaplamalı, yolundan sapmayacak kadar kararlı olmalısındır. Zaten bu yüzden 'planlı' hayal yoktur. Hayal dediğin plansız başlar, mutlu tebessümlerle sona erer.
Mayıs gelsin de, şarkılar söyleyeyim.
Haziran gelsin de, bütünleme sınavlarına gireyim.
Temmuz gelsin de, staj defteri için gerekli bilgileri daha toplayamamış olayım.
Ağustos gelsin de, eylül için tatil hayalleri kurayım.
Eylül gelsin de, hayalini kurduğum tatile gidemediğime bir kez daha yanayım.
Ekim gelsin de, ortalamasını tutturamadığım erasmus işleriyle uğraşmama gerek kalmasın.
Kasım gelsin de, soğuklara hazırlık yapayım.
Aralık gelsin de, hasretini çektiğim ayla biraz başbaşa kalayım.
Over the Ocean - I Will Be Silent
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder